22 Nisan 2016 Cuma

Terapötik İletişim

TERAPÖTİK İLETİŞİM. Terapötik iletişim, karşıdakine iyi gelen, tedavi edici bir iletişimdir. İletişimin ilk başladığı anda başlar. Terapötik iletişimin bileşenleri; Bağ kurmak; Karşıdakini yargılamayan, onun iyiliğini istediğini belirleyen bir tutum Güven; Güven zaman içinde gelişir, Güven olmazsa Terapötik ilişkinin kurulması olanaksızdır. Saygı; Terapötik iletişim esnasında saygı kalıcı olarak sürdürülmelidir. Empati kurmak; onun ne hissettiğini anlamaya çalışmak ve anladığını ona belirtmek. Terapötik iletişim bir morfin gibi ağrı kesici özelliğe sahip iken, bazı iletişim şekli de yaraya tuz basmak gibi acı verir. TERAPÖTİK İLETİŞİMDE KULLANILABİLECEK TEKNİKLER Karşıdaki ile sessizliği paylaşmak Karşıdakini pekiştirici ifadeler Karşıdakine konuşma olanağı vermek. Duygularını anladığını ifade etmek. Ara sıra, konuşulanları özetlemek. TERAPÖTİK İLETİŞİMDE KULLANILMAYACAK TEKNİKLER Sorguya çekmek Basmakalıp konuşmak Yorum yapmak Açıklama istemek Onaylanmayacak durumu onaylamak, makul görmek Mantıklı olmasını istemek Sürekli nasihat vermek Yanlış teminat vermek Konuyu değiştirmek Varsayımlar üretmek. - - - - Aysel YILDIZBAKAN: Ders notları Beğen Beğen Muhteşem Hahaha İnanılmaz Üzgün Kızgın Yorum YapPaylaş

20 Nisan 2016 Çarşamba

uyanış

Önce Hisset,Sonra Hareket ET ! Merhaba Baharın uyandığı bu güzel günler de tüm dünyanın ''uyanışı gerçekleştirmesi'' dileğim ile evrene sonsuz kaynaktan,sevgimi gönderiyorum ve başlıyorum... Hangimiz için de sıkıntı ve sorun olmayan bir yaşamdan geliyoruz? Kimin canını acıtan bir derdi,bir hayali yoktur ki?Evet evet aslında hepimiz birbirimize benziyoruz... Sizlere bu yazımda hani herkes her yerde ''uyanış''tan ''özgürlük''ten ''farkındalık''tan bahsediyor ya, işte tam da bundan bahsetmek istedim. Kimbilir,belki de şu anda bu yazıyı okuyan, içinde bulunduğu ruh halinden,yaşamındaki problemlerden uzaklaşmak,huzurlu ve mutlu bir yaşamı seçmek isteyenler vardır.İşte bu yazı size ...Şimdi düşünmenizi istiyorum,eğer ilişkileriniz de yaşadığınız sorunları çözümleyebileceğinizi ,eğer bolluk ve bereket için de yaşadığınızı , istediğiniz bir işte çalıştığınızı,bunun gibi daha bir sürü düşündüğünüz de sizi üzen tüm hayallerinizin, gerçekleştiğini bilseydiniz'' Nasıl hissederdiniz''?Evet evet tam olarak bunların yaşamınız da gerçekleşmiş olduğunu bilseydiniz nasıl hissederdiniz? Bu satırları sizlere yazan kişi,bunları deneyimlemiş yaşıyor ve yaşatıyor ''ÖZGÜRLÜK'',''UYANIŞ'',''FARKINDALIK''dediğimiz DÜŞÜNMEK ve DÜŞLEMEK (OTOHİPNOZ),inanın sadece bu ...Hissetmek... Yaşamımızı gerçekleştirmeden önce hepimiz hayal eder ve bunu hissederiz.Kalıplardan kurtulup,zihnimizden geçen her kelimeye anlam yüklediğimiz de sonuç olumlu ya da olumsuz olarak bize döner.İşte tam burada düşündüklerimizin farkında olmak,nasıl düşündüğümüzü görmek, zihnimize bir ayna tutup orada neler olduğunu kontrol etmek, düşünüp,düşlerken zihnimiz de hangi kelimeleri kullandığımızı fark etmek bu ''bilinçli farkındalık''tır. Bilinçli farkındalık kontrol edilebilir,öğrenilebilir.Bilinç dışı ya da bilinçaltı (OTOMERKEZ) diye isimlendirdiğimiz bir alanımız vardır ki,orası dış etken kayıtlı, sistem yönetim merkezidir,ceninden 6-7 yaşlarına kadar dış dünya ve ebeveyn kayıtlarıdır. Bir olay,durum karşısında verdiğimiz tepkiler,hareket hızımız,konuşma şeklimiz,düşünme ve davranışlarımız hatta nasıl seveceğimiz bile işte oradaki kayıtlardan otomatik olarak yönetilir.Bu kayıtların için de ki olumsuz kalıpları tamamen temizlemek mümkün müdür? Bilinmez... Şunu yapabiliriz sadece sevdiğimiz şeylere ''odaklanmak'' hiç bir kalıp,anlam yüklemeden,yargı koyup sorgulamadan...Evet evet bunu yapabiliriz eğer birini sevecek olursak,ya beni sevmezse demeden,paraya ihtiyaç duyuyorsak amannn bana gelmez ki demeden,iyi bir işe girmek istiyorsak beni almazlar ki v.b ... neler düşünüp,düşlediğimizi,düş ve düşüncelerimizi yargıladığımızı,sorgulayıp infaz ettiğimizi fark ederek işte bu uyanışı gerçekleştirebiliriz .Bu bilinç seviyesinde olmak yani düş ve düşüncelerinin farkında olmak ''ÖZGÜRLÜK'' demektir.Sadece sevdiğimiz,olmasını istediğimiz ''şey''leri düşünmek o kadar! tek bir söz eklemeden ! Eğer bir sınavı vermekse hayaliniz ama ben bunu yapamam ki,sınavı geçmek zor dediğiniz de işte kendinizi yargıladınız,infaz ettiniz! Vazgeçin hemen şimdi ! Siz yargıç değilsiniz,hatırlayın, her birimiz ailemiz de prens ya da prenses olarak değerli doğduk,kurbağaya dönüşmek niye? ''Söz tıpkı kılıç gibidir. Bir darbede böler, parçalar, dağıtır, dönüştürür Kılıcı doğru kullanmak için "usta" olmak gerekir. Sözünü söylemeden önce nasıl söyleceğin konusunda "düşünmek "gibi. .. Düşün öyleyse neyi nasıl söyleyeceksin? Düşün öyleyse benden giden bu "darbe,etki" bana nasıl döner?'' Sevginin içerisinde korku,kaygı,şiddet,nefret,öfke ...v.b olumsuz hiçbir duygu,düşünce,söz yoktur. Bunu bilmek,uygulayıp uygulamadığımızı kavramak,düşünüp düşünmediğimize bakmak ''uyanmak''tır .Nasıl hissederseniz,öyle yaşarsınız.Mutlu ? Acı çeken?Korkak? Başarısız?Sevgisiz? Şanslı?...Düşünmek; yargı katmadan cevabı bulmamız için gereken tek şey ve tabii seçmek,çünkü hayat sizin seçeceğiniz ruh haline göre şekillenir .Cevap her zaman soracağınız sorunun içinde varsa,hangi soruyu sormak? Hangi soruyu sorarsak cevap bizi mutlu eder?Fark etmek .Şimdi uyanma zamanı,yani doğru soruları sorma. Haydi soruyorum ilk soruyu benden başlayarak bu yazıyı okuyan okuyucularıma nasıl katkıda bulunabilirim?Hangi duygu,düşünce ve ruh halinize yarımcı olabilirim?Farkındalığınızı geliştirmem için hangi konularda size nasıl yazabilirim?Bunun için neler mümkün?Sadece bu,sadece bu kadar ...Doğru soruyu sormak. Sevginin gücü ve hakimiyetinden şüphesi olanlar var ise, bu yazıyı okumanıza gerek yoktur,çünkü sizi etkilemeyecek.Aslolan ''sevgi''dir . Sevgi her şeyin üstündedir Ve Her şeyin üstesinden gelir Uyanışın gerçekleşmesi farkında olmak,doğru soru sormak ve cevapları yaşamak dileği ile... Yerküre daima sevgiyle ... Kişisel Gelişim Uzmanı & Transaksiyonel Analist Aysel YILDIZBAKAN

3 Nisan 2016 Pazar

Transaksiyonel Analiz

Transaksiyonel Analiz Eric Berne tarafından ortaya atılmış olan Transaksiyonel Analiz (TA), kişilik, kişiler arası ilişkiler, iletişim, gelişim, yaşam, psikopatoloji, psikoterapi gibi çok geniş bir yelpaze üzerinde insan davranışını açıklayan bir yaklaşımdır. Transaksiyonel Analiz insanların düşünce, duygu ve davranışlarının anlaşılmasında ve açıklanmasında oldukça kolay anlaşılır bir model sunmaktadır. Ego Durumları Transaksiyonel Analiz’in temel taşları arasında belkide en önemli olanı “ego-durumları”dır. Transaksiyonel Analiz, Eric Berne tarafından “Ebeveyn”, “Yetişkin” ve “Çocuk” olarak adlandırılmış olan üç ego-durumunun üzerine temellendirilmiştir. Ebeveyn ego-durumu, çocukluk dönemindeki başta anne-baba olmak üzere tüm otorite figürlerine ait kayıtlarından oluşur. Yaşamın ilk yıllarında otorite figürlerinin davranışlarını, farklı durumlarda verdikleri tepkileri, çeşitli konulardaki düşünce ve tutumlarını izler ve kaydederiz. Yıllar sonra bu ego-durumu aktif olduğunda, tıpkı çocukken izlediğimiz ve kaydettiğimiz bu otorite figürleri gibi hisseder, onlar gibi düşünür, onlar gibi konuşur ve onlar gibi tepki veririz. Yetişkin ego-durumu Eric Berne tarafından kişinin “mantıklı” ve “sağduyulu” yanı olarak tanımlanmıştır. Yetişkin ego-durumu çevreyi objektif olarak değerlendiren, deneyimleri çerçevesinde olasılıkları hesaplayan ego-durumudur. Yetişkin ego-durumunun belki de en önemli özelliği “şimdi ve burada”ki gerçeği göz önüne alarak, verilere dayalı hareket etmesidir. Çocuk ego-durumu kişinin 0-7 yaş yaşantılarına ait kayıtlardan oluşur. Çocukluk döneminde yaşananlar ve bu yaşantılara eşlik etmiş olan duygu, düşünce ve davranışlar Çocuk ego-durumunu oluşturur. Yıllar sonra kişi Çocuk ego-durumundan hareket ettiğinde aslında çok uzun yıllar önce davranmış olduğu şekilde davranmakta ve bu anlamda geçmişi tekrar etmektedir. Yaşamın Şekillenmesi Çocuklar doğdukları andan itibaren bir mesaj bombardımanına maruz kalırlar. Anne-baba başta olmak üzere yaşamlarında yer alan kişilerden gelen sözel olan ve olmayan mesajlar doğrultusunda çocuklar bazı değerlendirmeler yapar ve bazı kararlar alır. Bazı çocuklar çocukken “büyümeme” kararı alır ve tüm bir yaşamı kendi iki ayağı üzerinde yürüyemeyen, başkalarına bağımlı küçük bir bir çocuk olarak yaşarlar. Kimi çocuklar ise bunun tam tersine, “çocuk olmamalıyım” kararına varırlar. Daha küçük bir çocukken bir büyük gibi davranmaya, sorumluluklar almaya başlarlar. Çocukken anne-babasına yaklaşmaya çalıştığında incinen çocuklar, “yakın olmamalıyım” kararı alır ve tüm bir hayatı gerçek bir yakınlık yaşayamadan tüketir, giderler... Bazı çocuklar “güçlü olmalyım” kararına varırlar. Yaşamları boyunca tek başına yürür; her türlü zorluğa sesini çıkartmadan katlanır, asla şikayet etmezler... Hiçbir şey yaşama bu "çocukluk dönemi kararları" kadar damgasını vurmaz. Yaşam bu kararların ışında şekillenir... İnsanların çok büyük bir bölümü yaşamın çok büyük bir bölümünü bir Çocuk ego-durumundan, çocukluk döneminden getirdiği kararlara göre, senaryosu doğrultusunda yaşar. Çocukluk dönemine ait dinamikler biz hiç farkında olmadan başta ilişkilerimiz, duygusal ve iş hayatımız olmak üzere tüm yaşamımıza “bulaşır”. Günlük yaşamda seçimler yaparken, kararlar verirken, direksyonda hep kendimizin olduğunu düşünürüz. Oysa, çoğu zaman bu büyük bir yanılgıdır. Yaşamla ilgili karalarımız aslında çok uzun yıllar önce alınmıştır. Günlük yaşam içerisinde yeni bir işe girerken ya da istifa ederken, kariyerin basamaklarında hızla yükselirken ya da düşerken, evlenirken ya da boşanırken, mücadele ya da pes ederken aslında uzun yıllar önce yazılmış, hiç farkında olmadığımız bir “senaryo”ya göre hareket ediyoruzdur. Herkes, hatta değişmek için terapiye gelenler bile, çocukken almış olduğu kararlara sımsıkı tutunur, değişmeye karşı direnirler. Terapiye gelen kişinin amacı yeniden bir “prens” veya “prenses”e dönüşmek değil, “mutsuz bir kurbağa” olmak yerine “mutlu bir kurbağa” olarak yaşamaktır.